
İnsanların beyinlerini uyuşturan saçma, düzme yapımları ile TV kanalları her geçen gün bizleri, beyinlerimizi kanalizasyonlara çevirmekte. Bu çılgınlığa dur demesi gereken biz izleyiciler de beyinlerimiz uyuşmuş olduğundan olsa gerek bu programlara daha da reyting vererek bir kanalda yayınlanan programın benzer formatlarının diğer kanallara sıçramasına da sebep oluyoruz (Örneğin; Zuhal Topaç’la İzdivaç, Esra Erol’da Evlen Benimle, Su Gibi).
Kişisel görüşüm şu ki televizyonda son yıllarda yapılan programlar gitgide kalitesizleşiyor. Belki LCD ekranlar ve HD (High Definition) yayınlar hayatlarımıza girdi, teknolojik açıdan bir kaliteleşme söz konusu oldu fakat televizyonda yayınlanan içerik için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Programlar, diziler adeta içleri boş birer cevizi andırıyorlar; sadece zaman tüketmek amaçlı ‘sözde’ eğlence araçları olmuş hepsi. Batı medyasından, Türk izleyicisine uygun bir formatta, yama yapılarak getirilen çakma televizyon programları (Var mısın Yok musun?, Yemekteyiz, Biri Bizi Gözetliyor, Magazinsel programlar, bir dizi kadın kuşağı programları ve diziler…) farkında olmasakta dejenere ediyor bizleri. Yanlış mesajlar içermekte birçoğu ve kültürlerimiz; sahip olduğumuz güzellikler, yozlaşmakta.
Birçok prime time program bunaltıyor insanı resmen. Çevreme bakıyorum da herkesin izlediği, sahiplendiği, en az bir dizisi var. Kimi tutkuyla bağlanmış, kimi hafif, ama herkes bir köşesinden yakalamış izliyorlar ve bekliyorlar tutkuyla acaba ne olacak gelecek hafta diye. Unutmaya çalışıyor birçoğu kendi dertlerini, tasalarını, Narin’i, Bihter’i, Aslı’yı, Ömer’i, Polat’ı, Necla’yı düşünüyor, onları konuşuyorlar acaba nasıl aşacaklar önlerine çıkacak engelleri diye. Onlarla seviniyor, öfkeleniyor, onlarla gülüyor, ağlıyor milyonlar. Ama kimse geri çekilip sormuyor kendi kendine ne kattı bu izlediğim program bana, aileme, çocuklarıma diye. Uyuşmuş bir şekilde sürdürüyor TV alışkanlığını bir çoğu; bana ne verilirse onu alırım dermişçesine, koyun gibi…
Türkiye’de ortalama bir insanın günlük TV izleme süresi yaklaşık 5 saatlik bir orana sahip (2008 RTÜK araştırmasına göre bu ortalama 4sa 30dk’ya düşmüş) ve dünya sıralamasında en çok TV izleyen ilk ülkelerden biriyiz; rekorlar kırıp ilk sıraya oturduğumuzda olmuş. Diğer yandan okuma oranlarına bakıldığında, Google’da ki bir çok sitede %3′lerde %4′lerde emeklemekte Türkiye’de okuma alışkanlığı (her ne kadar net resmi bir rakam veremesemde). Halkın %90′dan fazlası ortalama 4 saat televizyon izlerken, bu kadar düşük okuma oranlarının olması da (%4) gerçekten hiç iç açıcı gözükmüyor bu güzel ülkede.
Bu kadar çok TV izlenen ülkede bu kadar kalitesiz program bulunması gerçekten büyük bir tezat oluşturuyor kafamda. Eski yıllarda yayınlanan programların bile daha kaliteli olduğunu düşünüyorum. Plüralist medyanın gelişmesiyle acaba daha mı iyi daha mı kötü bir TV içeriği oluştu pek emin değilim. İnsanların daha fazla seçeneğe sahip olduğu bir gerçek var, beğenmezsen değiştirebilirsin kanalı; fakat diğer kanallarda birbirinin kopyası adeta, boş içerik var bu kadar çokluğun arasında. Basit bir hesaplama yapmak gerekirse, Türkiye’de ortalama bir insan günde 4 saat TV izliyorsa bu ayda 120 saat demektir. 120 saat ise tam tamına 5 güne eşittir. 30 günümüzün 5 gününü TV izlemeye harcıyoruz. Günde 8 saatte uyuyor olsa bir insan, buda ayda 240 saat eder yani 10 gün. Bu iki aktivitenin toplamı 15 gün ediyor, yani koca bir ayın yarısını neredeyse uyuşuk bir şekilde yaşıyoruz.
Televizyondaki bu kalitesiz içeriğin suçlusu bana göre biz izleyicileriz. Eğer prim vermeyip izlemezsek eminim yapımcılarda kaldırır rağbet görmeyen programları ekranlarımızdan. Lütfen artık TV karşısında uyumayalım, uyutulmayalım. Gerekirse İnternet’ten tüketeceğimiz içeriği kendimiz kontrol edelim ama başkalarının bizi kontrol etmesine izin vermeyelim. Televizyon’da ne varsa onu izlemek zorunda değiliz. Bu arada, Okan Bayülgen’in de rol aldığı Kanal(i)zasyon filmi öyle güzel bir gerçeği gözler önüne seriyor ki takdir ettim gerçekten; Hapishanelerde ki tutsaklar, askerliğini yapanlar, yaşlı yurtlarında yaşayanlar yalnızlığını unutmak, dışarıdaki hayata olan özlemini giderebilmek için, özgürlük için izliyor televizyonu, peki ya bizler, dışarıdakiler?
Uyuma Türkiye, hayat dışarıda, TV’yi değil hayatı yaşa!
This website is also available in 
Senelerdir bunu söylüyorum. Bir deyim vardir hani, bir ülkeyi bitirmek istersek, onlarin halkini ilk basta brazilya dizileriyle uyuturuz. Bunlari bir zamanlar bir amerikali demisti. Biz brazilya dizilerini de birakip kendimiz kendimizi uyutacagimiz programlar üretmeye basladik.
Eskiden Türk halki komsu komsuya gider sohbet eder, millet politika falan konusurdu, birbirleriyle eglenirdi. Simdiki mentalite ise, aman kimse kapimi calmasa da rahat rahat dizimi izlesem…
Kendinizi uyutturmayin!!!
=) “Brazilya dizileri” ile güzel noktaya değinmişsin! Ne yazıkki içler acısı ulusal medyamızın “Brazilya dizleri” tadındaki bu kalitesiz programlarla halkı uyutması ve güzel kültürümüzü parçalaması!
Doğrusun reis, güzel yazmışsın eline emeğine sağlık valla
Var olan sorunlar sarmalinda debelenen insanlar icin kacis noktalarindan biri de, televizyonlarin onlar icin yarattigi renkli dunya ya dalmak belki de… hani, kim bilir, belki de bu derin uyuma bicimi, bir cesit tercih noktasi da yaratiyor!!! Ya da var olan cozumsuzluklerin orta yerinde diz cokturulenler icin televizyon dedigimiz o pencere, otenazi yaratiyor… Sahi, bugun yasananlar, yasama dair vaz gecisler mi yoksa ifade ettiginiz gibi, uyutuluyor muyuz? Tartismali…