Taksi şöförü deyip geçme


Fotoğraf: Franmonks

Virgin şirketlerinin sahibi olan Richard Branson’ın ilk baskısını 2006′da yaptığı Screw it, Let’s do it adlı kitabını geçen hafta okuma fırsatı buldum. Yaşamdan ve iş dünyasından anılarını anlatarak güzel mesajlar veren Branson’ın gerçekten hoş yaşanmış hikayeleri var. Bana gerçekten ilginç gelenlerden bir tanesini de burada sizinle paylaşmak istedim.

Branson herkese eşit davranmanın öneminden bahsediyor; her insana eşit şans vermekten. Nazik olmaktan ve saygılı olmaktan herkese karşı. Richard Branson bunları Japonya’da daha Virgin Müzik mağazaları bile var olmadan önce katıldığı toplantılarda gördüğü saygıdan öğrendiğini itiraf ediyor; takım elbiseli ciddi Japon iş adamlarının bir kazak ve jeans giymiş genç Branson’ı onlara bir ortak müzik şirketi kurmak istediğini söylediğinde, nasıl saygıyla ve ciddi bir şekilde dinlendiğini anlatıyor ve hiç bir zaman unutmadığını söylüyor bu gösterilen saygıyı.

Richard Branson bir gün yine bir iş toplantısına gidecektir. Geç kalmıştır ve toplantıdan önce üzerinde çalışması gereken bazı kağıtları da alıp bir taksiye atlar. Taksi şöförü diğer bir çok taksici gibi konuşkan çıkar. Ve muhabbet başlar;

T: ‘Hey, seni tanıyorum. Sen şu Branson denen herif değilmisin, hani şu müzik şirketi olan!’
RB: ‘Evet, doğru’ der Branson.
T: ‘Süper desene şanslı günümüzdeyiz. Bay Branson’ı taksimde görmek gerçekten büyük bir zevk.’ der taksici.

Branson toplantı hakkında kağıtlarını anlayarak okuyabilmesi için içinden taksicinin bir an önce çenesini kapamasını umut eder, fakat taksici konuşmaya devam eder; kendisinin şu an taksicilik yapmasına karşın eskiden bir müzik grubunda bateri çaldığını söyler. Ve Branson’a yaptığı demo kaset çalışmasını dinlemek isteyip istemediğini sorar. Branson tamamen umudunu yitirmeye başlar… 

Müzik sektörünün içini iyi bilen bir insan olarak bende bir çok insanın  keşfedilmek ve albüm çıkartmak ümidiyle müzik patronlarına seslerini veya ürettiği müziği getirip dinlettirmeye çalıştığına bir çok kez şahit olmuşumdur. Ve Branson’da bu taksici gibi onlarcasıyla her gün uğraşmakta olan bir insan olarak haklı olarak sıkılmıştır fakat kaba davranmak istemediğinden de

RB: ’Gerçekten harika olurdu’ demiştir istemesede.
T: ‘Hayır, sen gerçekten yorulmuşa benziyorsun. Bak sana ne diyeceğim, annemin evi hemen ileride köşe başında. Seninle tanışmaya o da bayılır. Hadi gel hemen çabucak bir uğrayalım ve bir bardak çay içelim.’
RB: ‘Hayır, Geç kaldım’ demeye başlar Branson.
T: ‘Israr ediyorum, sana bir bardak çay iyi gelecek, ahbap!’
RB: ‘Teşekkür ederim’ der zayıf bir sesle Branson.

Ve eve gelmek üzereyken taksici demo kasedini çalmaya başlar. Kolonlardan bir ses yükselir; ‘I can feel it coming in the air, tonight…’. Evet, o taksi şöförü’nün sesi günümüzde milyonlarca albümü satmış olan ve İngiltere’nin en çok izlenen viral reklamı olan Cadbury Gorilla reklamında da kullanılan müziğin de yaratıcısı Phil Collins’in ta kendisidir. Richard Branson mükemmel bir yetenek keşfetmiştir.

İngiltere’nin en çok izlenen ve ses getiren viral videolarından biri olan Cadbury Gorilla’yı buradan izleyebilirsiniz. Youtube’tan izlemek için buraya tıklayın.

Bu yazı için 3 Yorum yapılmış


  • Muthis bir ornekleme Burak. “Screw it, Let’s do it ” kitabi bana,
    benim her daim rehberim olan “Jack Canfield-The Success Principles”
    adli kitabi hatirlatti. Hani, kendimiz ve yasamimiz adina herkesin bir
    cikis noktasi ve hedefi vardir. Aslinda Branson da Canfield de herkese
    tek bir cikis noktasi yaratiyor ve o cikis noktasi da “kendinize olan”
    guveniniz.. Zaten Branson da bunu acikca ifade etmis kitabinda,
    “digerleri sizinle ayni fikirde olmasa da, yapabilirsiniz! Ama
    kendinize yeterince ve geregince guvenirseniz…” Bence de herkes
    okumali…

    BU ARADA, BRANSON’IN BASARI YOLUNDAKI 4 DURAK NOKTASINI DA PAYLASALIM
    :) Have faith in yourself—-kendine her daim inan-*-Believe that
    anything can be done—-imkansiz diye bir sey yoktur-*-Don’t let other
    people put you off—-digerlerinin seni geriletmesine izin
    verme-*-Never give up—-asla vaz gecme …

  • Paylaşımın için teşekkür ederim Tamer. Güzel noktalara değinmişsin =) Banada diğer ünlü bir deyimi hatırlattı söylediklerin; Kaç kere yere düştüğün değil, kaç kere ayağa kalkabildiğindir önemli olan.

    (It is not how many times you get knocked down but how many times you get up that counts)

  • “Kac kere yere dustugun degil, kac kere ayaga kalkabildigindir onemli olan.”

    Guzel bir ifade.

    Aslinda yasanan her negatif noktanin, hayata pozitif bir katkisi oldugunu dusunenlerdenim. Bu anlamda, senin ifadene katilmamak mumkun degil. O yuzden de, yasadiklarina bakis noktan burada cok onemli diye dusunuyorum. Sanirim bu nedenle de hayati, kendi hatalarimizla ogrenmenin onemine daha fazla inaniyorum.

    O yuzden de, kendi belirledigin o yolda dusme, sendeleme ve bu sekilde de ogrenme ozgurlugune sahip cikman gerek.

    Londra da katildigim bir seminerde su ifade kullanilmisti ve ben, her sene degistirdigim organizerimin ilk sayfasina da eklerim bu yaziyi :)

    “Hayata dair yuruyusunuzde bazen sagir bazen kor ve bazen de hem sagir hem kor olmaniz gerektigini asla unutmayin.”

Sen de düşünceni paylaş