Kısır Döngü: Tüketicilik ve Etkileri

Fotoğraf: Unsure Shot (sol) & Eric Lafforgue (sağ).

Yaşadığımız toplumun bizi nasıl birer hızlı tüketen bireyler haline getirdiğini ve fazla tüketimin nasıl küresel bir krize neden olduğunu anlattığım ‘Herkes Tüketiyor: Turbo Tüketim’ başlıklı yazının devamı niteliğinde olan bu yazıda küresel tüketim toplumlarının dünyamız üzerindeki etkilerini ele alıyorum.

21. yüzyılda, küreselleşmenin de hızlanması ile birlikte, tüketen toplumlarda yaşayan tüketen bireyler olarak trajikomik bir kısır yaşam döngüsünün içine girdik, çıkamıyoruz. Her şeye sahip olabilmek istiyor bunun için çabalıyor çalışıyor ve durmadan bir şeyleri satın alıyoruz. Nitekim finansal krizde bu sonsuz doyumsuzluktan ortaya çıkmıştı ve tüketim çılgınlığının insanlara yansıyan en büyük etkisiydi. Fakat insanın hayatını çok daha derinden etkileyecek ve tüketimin etkilerinin belki de en büyüğü olmakta hızla ilerleyen daha büyük bir sorunu unutmuş gibiyiz; Küresel Isınma. Bir ara bu konuya fazlasıyla değinen medyanın son zamanlarda bu konuyu önemsemediğine anlam veremiyorum - belki de bazı bilim adamlarının artık Dünya’nın geriye dönüşü olmayan bir döneme girdiğini belirtmesinden dolayı insanların içlerini daha da karartmak istemiyorlardır. Fakat gezegenimiz bizlerin bilinçsiz tüketiminden dolayı ısınıyor ve bilinçlenmemiz gerekiyor.

Gelişmiş toplumların, İngiltere, Amerika, Japonya, Almanya gibi ülkelerin, alım güçleri bizden daha fazla olduğu için, bizden çok daha fazla tükettiği bir gerçek fakat insanlar olarak birbirimizi suçlayacağımıza harekete geçmemiz gerekli. Bizde her geçen gün gelişmekte olan bir ülke olarak onlar kadar hızlı tüketim yapan bir toplum olma yolunda ilerliyoruz ve insanlarada çevremizede farketmeden zararlar vermekteyiz.

Son 30 yıl içinde oluşturduğumuz bu hızlı tüketen toplumda bencillik, kabalık has safhada, almış başını gidiyor. Tüketim toplumu olmakla birlikte, insanlarda “kim takar dünyayı, ölümlü dünya, yap istediğini, hayat senin hayatın, yaşa!” gibi bir anlayış ağırlığını göstermeye başladı. Birey kavramı, toplum kavramından daha önemli bir hale geldi ve bağımsızlaştık. Topluma her ne kadar halen önem versekte artık kendimizi bireyler olarak ifade ediyoruz. İnsan ilişkilerine önem veriyoruz fakat bağımsız yaşamak istiyoruz. Neal Lawson’un da belirtmiş olduğu gibi beş, altı kişinin aynı anda binebilmesi için tasarlanmış arabalarımızı tek başımıza kullanıyoruz. Üstelik bu son modern teknolojiyle donatılmış, küresel ısınmayı harcadıkları yakıtlarla her gün biraz daha hızlandıran modern arabalarımız trafik sıkışıklığından dolayı eski çağdaki at arabalarından bile daha yavaş ilerliyor. Toplu taşıma araçlarını kullansakta çevremizle bağlantımızı kesen iPodlarımızı kulaklarımıza takıp, kendi küçük dünyamıza çekiliyoruz. 21. yüzyılın insanları olarak iletişime önem veriyoruz, fakat ailemizle yaşadığımız evlerimizde bile herkes odasına çekilip kendi bilgisayarının başına oturuyor, kendi istediği medyayı tüketiyor, kendi istediği yemeği yiyor, albümü dinliyor, diziyi izliyor; insanlar arasındaki iletişim modeli artık değişti, bilgisayarlar ve telefon aracılığı ile makineleşti. Arkadaşlarımızla Facebook gibi sosyal network sitelerinde görüşmeyi, buluşup bir yerlere gitmeye tercih ediyoruz.  Artık toplumu oluşturan en küçük yapı birimi sayılan aile bile kendi içinde parçalara ayrıldı, o kadar çok parçalara ayrıldık ki birlikte yaşayarak paylaşabileceğimiz ortak  değerler azaldı tüketebileceğimiz seçenekler arttı ve bu da tüketim toplumunun etkilerinden sadece bir tanesi.

Ya bizlerin göremediği Dünya’nın diğer bölgelerinde yaşanan açlığa, küresel fakirliğe ne demeliyiz? Gelişmiş ve gelişmekte olan tüketim toplumları olarak haddinden fazla yiyoruz, bir o kadar da yemek artığını çöpe atıyoruz. Afrika’da her gün binlerce çocuk açlıktan ölürken, McDonald’s gibi fast food şirketleri bizlere hamburger eti yapabilmek için Afrika’da ki aç insanların evlerinin sadece bir kaç metre ötesinden aldıkları tahıllarla dana, inek gibi hayvanları besliyorlar. Bizler fazla kilolarımızı verebilmek için diyetisyenlere ülke olarak milyonlar verirken, gezegenin diğer ucunda insanlar yaşamlarını haftalık 1 dolara sürdürmekte ve bu korkunç gerçeği sıcak evlerimizde görmezden geliyoruz. Neden bu kadar çok tüketiyoruz?

Eskiden sadece hayatta kalabilmek, fiziksel gereksinimlerimizi karşılayabilmek için tüketiyorduk. Şimdi duygularımızı tatmin edebilmek; kimliğimizi satın almak, saygı görebilmek ve statümüzü koruyabilmek için tüketiyoruz. Giydiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz, satın aldığımız markalar kişiliğimizi oluşturuyor, bizim adımıza konuşuyor, bizi yansıtıyor. Küçücük çocuklar telefonları son model olmayınca arkadaşlarının yanında cebinden çıkarmaya utanıyor, marka giymeyen bir çocuk arkadaş grubu tarafından dışlanıyor. Tüketim toplumu bizi öyle bir hale getirdiki, insanlar arasındaki sınıf farkı açılıyor; her geçen gün üst sınıftaki insanlar daha zengin, alt sınıftaki insanlar daha fakir oluyor.

Çevre kirliliğinin, finansal krizin ve küresel ısınmanın en büyük nedeni olan bu kısır tüketim döngüsünün içerisinde stresli ve mutsuz yaşamlar sürdürüyoruz. Bu düzenin insanlar üzerindeki yarattığı negatif etkiler saymakla bitmiyor. Tüketimi durduralım demiyorum, fakat bilinçli tüketelim, nefsimizin ve egomuzun kurbanı olmayalım.

Bu yazı için 0 Yorum yapılmış


  • Bu yazı için ilk yorumu siz yapın.

Sen de düşünceni paylaş