
Fotoğraf: Marc E Marc.
Gelişen teknoloji ve küreselleşen dünya ile birlikte son yıllar içerisinde artık birer hızlı tüketim yapan toplumlar içinde yaşayan insanlar haline geldik. Hepimiz hayatımız boyunca bir şeyler tüketiyoruz; elbiseler, arabalar, tatiller, kaçamaklar, sağlık, eğitim ve eğlence için hizmetler ve aklımıza gelebilecek diğer her şeyi satın alıyoruz. Fakat finansal krizin tüm dünyayı etkisi altına alması ile birlikte fazla tüketimin yan etkilerini tüm dünya fazlasıyla hissetti. Bu yazımda sizlerle turbo tüketim çılgınlığını ve etkilerini tartışmak istedim.
Tüketim bir şeyi satın alma eylemi, tüketici ise belli bir ihtiyacını karşılamak ve mutlu olabilmek için bir şeyi satın alan ya da tüketen kişi olarak tanımlanabilir. Dünya’nın bizlere sunduğu bu sosyokültürel düzende hayatta kalabilmek için gerekli olan temel ihtiyaçların (sağlık, barınak, yemek, güvenlik gibi) karşılanmasına rağmen insanların çoğu artık çevresinden saygı görebilmek, yüksek bir statü sahibi olabilmek ve duygularıyla, egolarını besleyerek kendilerini tatmin edebilmek için daha da fazla tüketiyorlar.
Proctor & Gamble gibi milyon dolarlık şirketler ürünlerini satabilmek için reklam ve pazarlama uzmanlarıyla, kuytu köşe ajanslarında her gün sessiz bir şekilde araştırmalarını sürdürüyor ve en etkili reklam kampanyalarını hazırlayarak bizleri kalbimizden vurmaya çalışıyorlar. Bize her şeyi hatta zaten para ödemeden de sahip olabileceğimiz neleri satmıyorlar ki; özgürlüğü (Hazır Kart: Ben Özgürüm), hayata bağlılığı (Turkcell: Turkcell’le bağlan hayata), beraberliği (Phillips: Birlikte hep daha iyiye), farklı olmayı (Selpak her zaman farklı), aşkı (Cornetto: Aşkımla Erirmisin?), hayatın tadını (Coca-Cola: Hayatın Tadı) – kısacası her şeyi!
Artık bir turbo tüketim devrinde yaşamaktayız; hayatımız süresince yaşadığımız tüm deneyimleri para ile alıyoruz ve hergün mutlu olmak için bir şeyler satın almak zorundayız. Mutlu olmamız etrafımızda ki insanların mutsuz olmasıyla ölçülüyor¹. Eğer komşumuzun arabasından daha iyi bir arabaya sahipsek mutluyuz, daha kötü bir arabamız varsa neden benim yok diyor ve onun arabası kadar iyisine sahip olabilmek için çabalıyor, çalışıyoruz. Bir cep telefonu en az beş yıl bizi idare edebiliyorken her yıl yenisiyle değiştiriyor, her gün yeni kıyafetler giymek istiyor, en son çıkan teknolojiye ve ürünlere sahip olmak istiyoruz.
Nitekim ekonomik krizin çıkış sebebi de, Amerika’da ki bankaların cadılar bayramındaki çocuklara şeker dağıtırmışçasına maddi gücü yetmeyen insanlara mortgage kredisi dağıtmasıydı. Tabi bunda sadece bankaların değil maddi gücü bankaya geri ödemeye yetmeyeceği halde hayallerini gerçekleştirmek ve egolarını tatmin edebilmek için iştahlı bir şekilde bu kredileri alan insanların da suçu büyüktü. Sonsuz bir isteme arzusudur gidiyor; hep benim olsun, daha iyisi olsun. Reklamlar insanları istemeye ve satın almaya teşvik etmek için ellerinden geleni yapıyor, insanların zayıf noktalarına değinerek, daha iyi bir çözüm yolu olduğunu gösteriyorlar; Daha iyi gülüşler, daha iyi bir banka, daha iyi bir tatil, ev, araba hatta ilişkiyi bilinçaltımızda da izler bırakarak satıyorlar.
Tüketmenin sonu yok ve batının benimsediği sonsuz bir ekonomik büyüme modelinin insanları mutlu etmediğinin artık farkına varmamız gerekli. Zengin ile fakir, yüksek statüdeki bir insan ile düşük statüdeki bir insan arasında ki mutluluk oranlarında bence hiçbir uçurum söz konusu değil. Birçok bilimsel çalışma da zengin olmanın mutluluğu arttırmadığını zaten gösteriyor. Maddi durumu iyi olan durumunu korumak için fazla çalışıyor bu yüzden iş güçten kendine vakit bulamıyor, istediklerini yapamıyor ve bu yüzden mutlu olamıyor, durumu iyi olmayan kişi ise zamanı çok ve parası az olduğu için bir şey yapamıyor, yine mutsuz bir hayat sürdürüyor. Fazla tüketim tatmin ederek geçici bir mutluluk getirebilir fakat insanlar sürekli aldıkları şeyi tüketerek yenisine sahip olmak istiyor ve bu kısır döngü içinde dönüp duruyor.
Tüketicilik ve buna bağlı oranda ki üreticilik doğru çözüm yolu gibi gözükmüyor. Alternatif modeller ile insanların daha mutlu yaşam sürmeleri sağlanmalı – bunu ben değil ekonomik kriz gözler önüne seriyor. İnsanoğlu kendi icat ettiği şeyler yüzünden mutsuz bir yaşam sürüyor. İnsanlar doğmasından itibaren tüketen varlıklar olarak yetiştiriliyor ve hayatlarını sürdürüyorlar.
İşte bana göre turbo tüketimi yavaşlatmak ve sadece gerektiği kadar tüketimin yapılması için alınabilecek önlemler;
- Tüketim yapılmalı fakat gerektiği kadar yapılmalı; TEMA’nın onursal başkanı Hayrettin Karaca’nın da dediği gibi; “param var ama tüketmeye hakkım yok“. Bir kazak neyimize yetmiyor ki.
- Devlet reklamlara bir sınır getirmeli; böylece insanlardaki sürekli isteme arzusu biraz olsun köreltilmiş olunur. Örneğin; İngiltere’de çocuklara abur cubur yemek reklamları yapmak kesinlikle yasak.
- Çalışmayı yüceltmek; Alışveriş yaparken zevk aldığımız gibi çalışmaktan da zevk alabilsek güzel olurdu.
- Yüksek statü sahibi olmanın yolu alışveriş yapmaktan ‘Lacoste’ kazak giymekten geçmemeli; Yüksek statüye sahip olabilmek için güncel markalar alarak fazla tüketmek yerine alternatif yolların bulunması ve teşvik edilmesi gerekli.
Sizlerinde bu konu hakkında ki düşüncelerinizi almayı ve alternatif önerilerinizi duymayı çok isterim.
Dip Not: Guardian gazetesinin yazarlarından Neal Lawson’ın kitabı All Consuming beni bu yazıyı yazmak için teşvik etmiş ve güzel bir referans olmuştur.
This website is also available in 
Burakcigim, helal olsun sana. Düsündüklerimi aynen yazmissin. Keske herkes bunu anlayip böyle yüzeysel seylerle mutlu olmaya calismasa. Ki dedigin gibi bunlar bizi mutlu edemez. Ne mutlu bir günesin batisini seyredip de, bir kusun ötmesini dinleyip de, bir cocugun gülümsemesi ile….mutlu olabilen kisiye.
Güzel yorumun için çok teşekkürler. Aynı düşünceleri paylaştığımıza sevindim. =)